Yazılarım

Yurt dışında çalışmak

Gurbette bir mühendis

Annemin, sürekli beslediği, soğuk su içirmediği, otobanda 60 Km’yle gitmeye zorladığı, zoraki kahramanı olarak yıllarca ağır sanayinin tozunda, toprağında, sıcağında çalışan bir mühendis oldum. Fakat ne kadar hayal edersem edeyim, asla şöyle nükleer bir ışımaya maruz kalıpta, örümcek adam’a, hulk’a, superman’e, X man’e dönüşemedim. Ve en sonunda yurt dışında çalışmak için debelenen bir mühendis oldum. Doğrusu euro / dolar kazanıp sonra o paraları Türkiye’de yemek her Türk’ün hayalidir. İlk başta bu cazip geliyor ama ya sonrası…

Hep düz bir mühendis olarak yaşadım ama aklım fikrim hep yazıp çizmekteydi. Kader işte, belki de bir gün o süper kahramanlar, benim kalemimin ucundan doğacaktı. Aslında mühendis olmaktan pişman olmadım, yıllarca ekmeğini yedim, maddenin ruhunu ve onun esiri olmayı öğrendim her çalışan gibi…

Yeni icatlar yapmak, hayatı kolaylaştırmak, yeni malzemeler bulup tarihe geçmek isterdim ama o da nasip işi, olmadı. Aslında bir sürü icadım var ve onların hepsini çizdim. Hayatı kolaylaştıran, savaşları durduran ve hayata geçmiş bir icadım henüz yok.

Yurt dışında çalışmak,

Ama ben Düş Mühendisi’yim düşlerim ve tasarlarım onları canlandırmak saha mühendislerine düşer. Belki ben öldükten sonra icatlarım için bir hayır duası alırım, kim bilir?

Bir fabrikada mühendis olarak çalışmayı beceremedim. Süper kahraman da olamadım. Ama aslında bana en büyük acıyı veren ve hepsinden daha çok istediğim başka bir şey vardı. Çocukluk hayalim uzaya gitmek astronot olmak ya da şu Ay’a mekik gönderen, marsa robot indiren, kuyruklu yıldızlara cihaz indiren, tarih yazan o ekiplerde olmak isterdim. Böyle bir şey için her şeyimi feda ederdim.

Mühendislik sayesinde Dünya’yı dolaştım diyebilirim. İşte böyle hayalleri kırık birinin yaşadığı bir maceraydı Kazakların diyarı ve yurt dışında çalışmak.

Yıl 2010, Hazar denizi kıyısında bir sahil kasabasındayım. Sebebi küresel ısınma mı, yoksa daha öncekiler gibi bir yaz mı, bilemiyorum ama hava çok sıcak.

Tam bir bozkır iklimi gündüzleri güneş tepenizde beyninizi kaynatır. Gece gündüzü sarıp sarmalar ama size şevkat göstermez, geceleri donarsınız tam bir termal şoktur yaşadığınız Kazak çöllerinde…

Nankör diyarlar!

İşte insanları gibi sert, kuru, tadı tuzu, kuzu tandırı olmayan bir yer. Ağaç, yeşil, çiçek böcek olmayınca nem de olmuyor, yani benim gibi yazın şelaleler gibi terleyen biri bile kaliteli bir ped takılmış gibi kupkuru kalıyor. Tabii cennette olmadığımız için her güzelliğin bir tehlikesi, her çirkinliğin de güzel bir sesi vardır bu dünyada. Aslında burada insan mutluluktan bile sıkılır bunun yanında kötülüğe, çirkinliğe bile alışır.

Çok şükür ki tükenmek bilmeyen Sibirya rüzgarları, ılık bir meltem dokunduruyor siyah, beyaz, kahve rengi ve sarı tenlerimize. Dünyanın dört bir yanından geldik buraya, Hazar’daki petrol için, ekmek için, yurt dışında çalışmak için…

Bir Düş Mühendisi olarak sadece merak etmiştim denizden petrol çıkıyormuş acaba rengi mavi midir? Ya şu yaşananlar düş müdür sahi midir?

Petrolün rengi mavi midir bilinmez ama çok tehlikeli ve içinin kapkara olduğu kesindir. Kara petrol mavi denize bir karıştı mı, petrolü çıkaran kodamanlar da petrolü çıkaran amele mühendislerde hepiniz yanarsınız. Ondan sonra ayıkla denizin, kayasını, tuzunu, petrolünü ayıklayabilirsen.

Ve insanoğlu Ay’da, Merkür’de, Mars’ta bulamayınca petrolü yeryüzündeki uzaya, karanlık, gidilmemiş derinliklere dadandı. Oraları da delik deşik ediyoruz insan rahat yaşasın, yürümesin, üşümesin, yalnız kalmasın diye.

Çalışma hayatı!

Petrol peşinde!

Okyanusların, denizlerin kilometrelerce altında arıyoruz artık mutluluğu, kolunda delecek damar kalmayınca dirseğinde delik arayan bir eroinman gibi. Petrol mutlu eder ama uyuşturucu kadar tehlikelidir onu çıkaranlar, kullananlar ve içenler için.

Yerin altında sondaj borularıyla Dünya’yı rahatsız ettiğinizde, mürekkep balığı gibi sinirlenir ve bir gaz gönderir. Ama bu gaz görmenizi engellemez sizi anında öldürür. Bu zehir H2S gazıdır platformları yutuverir milyonda bir miktarda solursanız bütün yaşamsal enzimlerinizi kitler sizi anında öldürür.

Ve yüzyılımızda böyle birçok acı tecrübe yaşandı. Okyanusun kilometrelerce altında,  santimetre kareye 2 ton basınç düşerken, robotların bile zor indiği yerlerde hata yapamazsınız.

Eğer yaparsanız, bunun bedeli bir doğa felaketi, insan hayatı ve milyarlarca dolar olur. Böyle bir felaket uluslararası medyadan gizlenemez ve korkunç bir baskı ve saldırı altında kalırsınız. Öyle bir sıkışmışlıktır ki bu, bilim kurgu yazarlarından bile medet umar bir çıkış bir çare ararsınız.

Karanlık sular,

İnsanoğlu uzaya gitti, şaibeli ama belki aya gitti, marsa uydu kondurdu ama okyanusların derinlikleri hala balta girmemiş ormanlar gibidir. Uzay kadar merak ettiğim yerlerdir okyanusların karanlık derinlikleri. Uzay gibi karanlıktır suların derinliği ama boş değildir.

Orada madde tonlarca basıncın altında sıkış sıkıştır ve uzay gibi hiçbir insan yaşayamaz okyanusun altında. Oralarda garip, ucube, tuhaf tanımlanamayan yaratıklar yaşar, tabii bunlar şu ana kadar tanışabildiklerimiz kim bilir daha neler var? Dünya üzerindeki okyanusların sadece %1 keşfedilmiş durumda. Belki Ay hakkında, derin maviliklerden daha çok şey biliyoruz.

Denizdeki petrol emen platformun parçalarını gönderiyoruz.  İçimizde ki hasret demetinden vatana sevgi, sevgiliye özlem tanelerini kopardığımız gibi… Haftanın yedi günü düş köprüleri kuruyorum İstanbul’a, Ege’ye, Trakya’ya vatanın bin bir renk, bin bir tat her yerine.

Vatan hasreti,

Yurt dışında çalışmak en çok yemek yerken zorluyor insanı. Yemeklerimizi öyle özledim ki şapır şupur içinde ne var diye düşünmeden yiyebilmek… At eti mi, timsah mı, kedi mi, domuz mu diye düşünmeden. Tuhaf yemekleri ve acayip damak tadına rağmen biraz kilo aldım.

Sanırım doymak için yediğim ekmek türevlerinden olmalı. Kabul etmeliyim, ekmekleri gerçekten lezzetli. Topraklarında yetişen nadir şeylerden biri de buğday, böyle olunca ekmekte iyice uzmanlaşmışlar. Bir de sıcak suyun içine et parçaları atılmasına; çorba diyorlar buralarda.

Yemekleri beğenmeyince çok bozuluyorlar. Ben de bazen otelin etrafında bulduğum Türk restoranlarında, pahalı da olsa ufak kaçamaklar yapıyorum. Bunların yanında yatakları sert, yaya için trafik ışığı yok, en can acıtanı ise klozetlerde taret musluğu bulunmaması bunları da eklemeliyim seyir defterine.

Aslında şükretmeli, ben bu ülkenin Antalya’sı gibi bir yerdeyim. Hazar kıyısında bir sahil şehri en merkezi en iyi otellerde kalıyoruz.

Deniz iklimi olduğu için insanları biraz daha ılıman. İç kısımlarda yaşayan arkadaşların durumu daha acıklı. Kırsalda insanlar daha cahil, daha katı kolayı, hamburgeri, parayı, akıllı telefonları seviyorlar ama yabancıları ve düşünmeyi hiç sevmezler.

Komünizm mi kapitalizm mi hangisi daha kötü?

Sovyetlerden kalma geniş yollarda ve yaşlı evlerde yaşıyorlar kapitalizmi.  Gerçek ise acı votka tadında, yaşlılar şanslı sosyalizmden kalma yolları, eskide olsa evleri var.

Fakat yeni neslin çok sevdiği kapitalizm, bu imkanları sadece şanslı ve güçlü olanlara verecek. Derin uçurumlar oluşmuş varoşlar ve burjuva arasında. Mal, mülk, zenginlik ve güzel kadınlar zenginler arasında dönüp duran, elden ele dolaşan meta haline gelmiş.

Modelini bile bilmediğim dev arabalar dolaşıyor şehrin merkezinde, sanki birilerini altlarına almak ister gibiler. Arabalara sahip olurken aldıkları gibi… Bakalım yeni sistem mutluluk getirecek mi?

Sosyalizm ile kapitalizm, batı ile gelenek ve din ile şeytan arsında öyle bir karışmışlar ki, buralarda çelişkiler kör düğüm olmuş. Daha öğrenecekleri çok şey ve yürüyecekleri çok yol var.

Rus kadınlar!

Orta yaşlarda Rus bir kadınla tanışmıştım. Kocası yeni ölmüş üç kızı olan son derece düzgün, kültürlü ve namuslu bir kadındı.

Ona sordum;

– “ Bu Rus kadınlarının imajı neden bu kadar hafif, bizde Rus dedin mi ‘Nataşa yataşa’ denir hepsi 100 dolarlık fahişeler olarak bilinir bu neden böyle? ”

 

Kadın tebessüm etti ve hiç unutamayacağım bir cevap verdi:

 

– “ Peki, ben neden öyle değilim, ben de 1000 dolarlık çizmeler giymesini bilirdim ama yapmadım gittim tuvalet temizledim ama etimi satmadım ama şeytanlar binlerce erkeğin tuvaleti oldu yani insan ahlaklı ise doğru bildiği gibi yaşar para için değil.”

Bizim çılgın İskoçyalı mühendisin sevgilisiydi o kadın. Kadına evli olduğunu söyleyince ayrıldılar. İskoç, çılgın, deliydi ama delikanlıydı yalan diye bir şey yok hayatlarında ve söz verdiklerinde şaşmaz bir şekilde yerine getiriyorlar. Onlar bizim dinimize inanmıyorlar, biz inanıyoruz onlar yaşıyorlar.

Harama hile karıştırma!

Ona ‘ Neden evli olduğunu söyledin ki, karınla aranız da binlerce kilometre var, nereden haberi olacaktı? Yani burada yaşadığın bir kaçamak bir eğlence değil miydi?’ diye sorduğumda bana şöyle cevap vermişti.

  • “ Harama hile karıştırılmaz Semih, günaha günaha eklersen tövbe edemezsin, tövbe etsen bile sadece biri af olur. Yani yanlış bir şey yaparken bile dürüst olacaksın.” demişti İskoç aksanından ayıklaya bildiğim İngilizcesiyle.

Bizim için çok doğal olan yolsuzluk, yalan, dolan, iki yüzlülük, riyakarlık ve münafıklığı daha çocukken en büyük günahlar olarak özümseyip hayatlarından çıkarmışlar.

Ve okuyorlar sürekli, ilime ve bilgiye karşı açlar, bir kitap, bilgi dediğiniz zaman ağızlarının suyu akıyor. Çin de bile olsa ilmin peşindeler.

Ben de batılılarla ilgili hep duyduklarımı, canlı canlı yaşayınca halkımı, ülkemi düşünüyorum ve acı çekiyorum. Yolsuzluğu, kul hakkını, soygunu, hortumu olağan görüp, önemsemeyen, bal tutan parmağını yalar diyen, söz vermek bir dönmek iki diyen halkım için…

Çeyrek döner yiyip yılda yarıp kitap okumayan, ilimden, bilgiden öcü gibi kaçan. Kuranı Kerim’i bile okumayıp aklını işletmeyen, her sakallının peşine düşen, hayat denen bir ömürlük ibadeti hiçe sayıp, dini; kıl, tüyden, yatıp kalkmaktan ibaret gören halkım için acı çekiyorum.

Kadere sitem,

Gurbette bile halkımı düşünüyorum. Üşenmeden düşünüyorum ülkemi uzaklarda bir düş mühendisi gibi, düşünüyorum halkımı İngilizce;

Ağıt yakıyoruz bitmiş ahlakımıza, namusa, dürüstlüğe ve kağıt yakıyoruz ayakkabı kutularında… Görülmemiş bir münafıklık, ikiyüzlülük, hırs, yok etme isteği, kardeşkanı içme yarışı sürüyor. Harama hile karıştırılmış, din, iman, Allah rızası yeryüzünden kalkmış gökyüzüne taşınıyor.

Çalan çırpan, yatan kalkan, yalan dolana karışmışken buhar kazanında ve tandır kaynarken gökyüzünde biz en iyi bildiğimiz işi yapıyoruz, düşünüyoruz.  İşte biz de bu yalan dünyanın bu yalan gündemine saplanıp kaldık, şu an aklımıza en son gelecek bir şeyi; emek şehitlerimizi anmak istedim.

Hayaller kazık!

Annemin süper kahramanı,

Annemin süper kahramanı olarak yıllarca ağır sanayide Düş Mühendisi olarak çalıştım. Mühendisliğin ilk yılları alçaktan sürünmeyle geçer. İşi, yöneticiliği ve insan ilişkilerini öğrenip kendiniz işleyene kadar demiri, çeliği, makineyi işçiden beter çalışırsınız. Gece yarılarına kadar bitmeyen ücretsiz mesailer ve en ağır en tehlikeli işlerin yanı başında olmak…

Böyle olunca çekici sallayan, vinçten düşen, yanan, eriyen, çarpılan, havaya uçan emekçiyi çok iyi anlarsınız hele bazıları gözünüzün önünde olduysa…

Bu insanlar 2000 derecenin yanında, asitlerin, vinçlerin altında, zehirli gazların, plastik kanserojenlerin, kostiklerin, fosfatların, sülfürlerin için de, 125 metrenin üzerinde asgari ücret için çalışıyorlar.

Emekçiye selam!

Sadece 2013’te 1235 kişi iş kazaların da hayatını kaybetti. Onlar emek şehitleriydi inşallah helal ve asgari bir para için ölmüşlerdi ama hiçbir zaman hırsılar kadar itibarları olmadı.

İşte onlar emek şehididir inşallah, süt gibi ak alın teri ile geçinmek için asgari ücret içi kolları kafaları kopuyor, zehirleniyorlar, 100 metreden düşüyorlar, boruların, kayaların altında kalıyorlar.

Ben birazda bu insanları anmak istedim. Birileri paraları evlere, villalara, lüks dairelere sığdıramazken bu insanlar asgari ücret için canlarından oluyor, işte bunlar anlayana… Yurt dışında çalışmak aslında herkes için zor ister mühendis ol, ister müdür!

Hepsine, her şey helal olsun şehittir inşallah onlar, bastığımız toprağın altındakiler gibi kömür madenlerinden çıkamayanlar gibi. Ne lağım bir işmiş bu siyaset be kardeşim! Böylemi olmalıydı binlerce yıllık tarihi olan bir milletin yirmi birinci yüzyıl hali?

Siyasete bulaşma!

Hizmetmiş ne hizmeti yahu zimmet yarışı, zimmeti arttırma yarışı. Türkiye o kadar kirlendi yozlaştı ki belki de bir çöküş, tufan, bir sarsılış, bir çarpılış lazım aklını işletmeyenlere, cahiller ve zalimlere…

Medyen halkının, Lut kavminin, Nuh kavminin, Semud halkının başına geldiği gibi…

Son İskoçya’lı,

Bizim İskoçyalı 55 yaşında bir delikanlı. Yaşına rağmen benden 20 yaş daha genç, dinamik, heyecanlı bir adamdı. Gerçek yaşı 18.

Günde üç saat uyur, hiç yerinde duramaz, her gece klüplerde gezer, yer, içer ve kadınları çok severdi. Beni de çok severdi ve her gece gezmeye, eğlenmeye çağırırdı, sessiz sakin, düşünen adam, çılgın Türklerin Düş Mühendisini.

Buraların insanları, birçok yönden kaba ve geri kalmış olmalarına rağmen, gelişmiş ülkelerde bile göremeyeceğiniz medeni hallere rastlayabiliyorsunuz bazen.

Bütün yoksulluğa ve uçurumlara rağmen kadınları çok şık, son model ve son derece davetkar giyiniyorlar. Bunun yanında erkekleri genelde kıskanç ve milliyetçi.

Bu para nereden geliyor?

Kadınlar inanılmaz şıklar, cömertçe sergiliyorlar bedenlerini, çoğu teşhirci. Eeee nasıl göstermezsin o yüzlerce dolarlık çizmeleri, çantaları, kolyeleri, iç çamaşırları. Avrupa da bile bu kadar şık kadınlar görmedim.

Burada ki kadınlar, sabah bakkaldan ekmek almaya giderken bile moda defilelerinde iş kazası geçirmiş mankenler gibi, podyumdan fırlamış gibi, çekici kıyafetler giyip ve ağdalı makyajlar yapıyorlar.

Fakir ülkelerde görülür böyle güpe gündüz şıklık, rüküşlük ve berduşluk hepsi bir aradadır. Karma karışık bir arabesk yaşanır üçüncü Dünya ülkelerde. Hep bir arada kalmışlık hep sıkışmışlık parayla, dinle, batı ile doğunun arasında pişememiş bir hamlık yaşanır.

Bir mühendis neler yapar?

Aslında batılı kadınlar gündelik hayatta son derece sade, sıradan rahat kıyafetler giyerler, bir kot üstüne bir gömlek, bir tişört gibi. Şık tuvaletler, gökdelen topuklu ayakkabılar, her yanı ortada elbiseler sadece gecelerde, düğünlerde özel davetlerde giyilir.

Yurt dışında çalışmak insana neler öğretiyor, Kazak ellerinde?

Yollar geniş ve temiz, çok sıkı polis kontrolü var, emniyet kemeri takmayan yolcu ve sürücü göremezsiniz. Yaya geçidinden yürüyorsunuz ve arabalar duruyor, ışık falan yok.

O kadar ki kaldırımdan yola ayağınızı şöyle bir uzatsanız, parmağınız ucu asfalta değse bütün arabalar duruyor ve geçmenizi bekliyorlar. Bazen karşıya geçmeyecek bile olsanız bütün trafik durduğundan kendinizi geçmek zorunda hissedersiniz. İlk başlarda çarpacaklar diye çok korkmuştum ama çok şükür durmayan hiç olmadı.

Bizim kurtlar vadisi kılıklı bazı insanlarımız yaya geçidinden geçene müsaade etmeyi bırakın, kırmızı ışık falan bile dinlemezler. Ambulansın yoluna bile park ederiz, bütün yollar, kurallar bize uymalıdır tabii bir Türk dünyaya bedeldir. Kahramanlık naraları atmaktan herkesi geride bırakırız ama sıra ilim, bilim, medeniyete geldi mi, en arkada nal toplarız.

Ekonomide, demokraside Kazaklar’dan onlardan yıllarca ilerdeyiz ama kanımızda hala Atilla’dan, Cengizhan’dan, İskender’den gelen zorbalık kırıntıları dolaşmakta.

Tehlikeli kadınlar,

İşte kadınlar böyle cömert olunca başınıza bela alma riskiniz oldukça yüksek. Vicdan azabı, azgınlık pişmanlığı ve zevk pişkinliği arasında yaşayıp risk almaktansa, tek eşlilik ve romantizmi tercih etmeli. Buralarda irin kusan şeytan sürüleri sizi yoldan çıkarmak için her şeyi yaparlar ama uymamakta huzur var.

Ahlaksızlık sıradan, rüşvet doğal, her şey için her yer de her durumda para istememek olağan. Allah doğru yola kılavuzlasın… Burada bir cami var diye duydum ama hiç ezan sesi duymadım.

Yurt dışında çalışmak!

Dindar Komünist!

Ama kiliselerini görmemek mümkün değil. Tam bir mimari harikası, öyle parlatıp cilalamışlar ki kubbelerini. Altın renginde güneş inmiş yeryüzüne saki öyle gözünüzü alıyor. Bir de varoşların karşısına dikmişler sırtlarına yüklenmiş günahları çıkartsınlar diye.

Misyonerlik faaliyetlerine tam gaz devam ediyorlar. Büyük bir kesim Hristiyan olmuş. Çelişkilerle, tutarsızlıklarla dolu dinlerini, sapıklıklara adı karışmış din adamlarını öyle bir cilalayıp pazarlıyorlar ki şaşırmamak elde değil. Biz ise hakikatin ta gerçeğini kendi dinimizi, bizim gibi benzer kültürden insanlara bile satamıyoruz. Dindar komünist olmuşuz buralarda.

Yurt dışı maceraları!

Birçok sıkıntılar yaşadım ama hem is hem de tatil gibiydi, bu hazar kıyısı ziyareti. Yabancı ülke görmek, her ne iş yapıyorsanız yapın gerçekten çok şey katıyor insana. Bambaşka dünyalara giriyorsunuz yeni doğmuş gibi zinde ve bir ömür yaşamış kadar dolu oluyor ilham sepetiniz.

Gurbette yanımıza kar kalanlar,

Gördüm ki ülkemde olduğu gibi burada da sömürülüyor insanlar parayla, dinle, güçle. Cahillikten, sefaletten kurtulmaları için çok okumaları ve çok çalışmaları lazım. Ama kapitalizmin hazır sunduğu hamburgerler, bilgisayar oyunları, internet gezintileri varken çalışıp çabalayıp, ilim öğrenip bilgi üretmek zor geliyor insana.

Esasında bu durum bizim ülkemizde de çok farklı değil. Okumuyoruz, düşünmüyoruz ve üretmiyoruz. Son zamanlarda Avrupa ve Amerika’nın pis ve ağır işleri bırakıp bilgi ve iletişim teknolojilerine odaklanması, bizim gibi ülkelerin üretim ve ticaretinin hareketlenmesini sağladı.

Kendini değiştir,

Fakat bu geçici bir geçiş dönemi. Bu süreç bizde de çok uzun sürmeyecek. Ağır sanayi üretimi ucuz iş gücünün olduğu daha geri kalmış ülkelere kayacak. Bu gerçekleştiğin de okuyan, gelişen, bilgi ve teknoloji üreten bir toplum haline gelmezsek batının, akıllı telefonlarından akıl almaya devam ederiz ve birileri gelip bizi yönetir.

Geçici ve yaradılışımıza aykırı yaşam asla huzur getirmiyor, getirmeyecek. Allah buhranlar cağında, kimseyi yalnızlık, sıkıntı ve stres hastalıklarını bulaştırmasın, göğsümüzü ferah tutsun.

Dosdoğru yoldan ayırmasın bizi Rabbim. Dünyayı değiştiremeyiz ama söyleyecek bir sözümüzün olması da güzel. Belki bir söz de hiçbir şeyi değiştirmez ama her insan ayrı bir dünyadır, bir dünya değişse yetmez mi? O da mı olmadı, kendimi değiştiririm…

Yurt dışında çalışmak zor ama ülkenize döndüğünüzde öğrendiğiniz ve biriktirdiğiniz şeyler bütün bu zorluklara değiyor.

semihbulgur.com

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir