Yazılarım

Nankör Kedi

Kediler nankör müdür?

Sokakların berduş katili olan ben, iyi kalpli sevimli cani bir kediydim. Ama artık miskin şımarık bir ev kedisi olacağım. Yani bize hep yakıştırdıkları gibi nankör kedi! Hayvan sever yaşlı kadın ve torunu beni sokağın ortasında kucaklayıp arabalarına alarak bu hayattan kurtarıyorlardı. Kafamda birbirine karışan bin bir soruyla arabanın arka koltuğuna uzanmış olacakları beklemeye başlamıştım.

Ahşap döner merdivenlerden çıktık ve çatı katına bırakıldım. Çocuk bir şeyler söyledi ve beni dört duvarı ahşap, tek pencereli boş odada bırakıp aşağı kata indiler.

Kaşınmaya başlamıştım,

Bir köşeye kıvrıldım, rüzgarsız, gürültüsüz ve tertemiz. Aklımda bir düşünce bile kıpırdamıyordu. Çok huzurlu, ahenkli ve dingin bir atmosfer… Fakat çok sıkıcı, heyecansız ve yavaştı her şey.

Kedi nankör mü?

Bir şeyler olmalıydı birileri geçmeli önümden, bir şeyler düşmeli, kalkmalı, hareket etmeli, birileri koşmalı ben kovalamalıydım. Bu kadar hijyen, düzen, temizlik beni hasta eder. Yıllarca günde dört paket sigara içmiş bir tiryakinin, orman havasını içine çektiğinde ciğerlerinin patlaması gibi.

Ne olduğunu anlamamış şaşkın şaşkın bakınıyordum. Burada rüzgar yoktu, pis kokular da, her yer tertemiz cilalı parke. Duvarlar bile ahşap kaplamaydı.

Kediler ve köpekler!

Nasıl alışacağım?

Hatta bu kadar hijyen ve lüks ben de alerji yapmış durmaksızın aksırıp tıksırmaya başlamıştım. Devamlı etrafa bakıyordum. Çatı katı bomboştu tam köşede duran eski ahşap bir masa, bir şövale ve masanın üstünde karalanmış onlarca kağıttan başka hiç bir şey yoktu.

Sadece duvara gömülmüş, ahşap iki dolap kapağı görüyorum. Yaklaşıp onu yokladım. İlk başta yuvarlak metal kulpları dönmüyordu ama birkaç dakika uğraştıktan sonra kapaklar açılı verdi. Kapkara bir boşluk gördüm. Sonu, sağı, solu, dibi belli olmayan bir karanlık.

Katil kedi ve ilk AŞK!

Galiba hoşuma gidiyor,

Merak ettiği her şeye saldıran, kurcalayan, bozan, patlatan haylaz bir katil olsam da içeri girmeye cesaret edemedim. Ama ilk aklıma gelen şey parçaladığım kurbanlar için iyi bir depo bulduğum olmuştu.

Dolabı kapatıp bir köşeye çekildim kollarımı başımın altına alıp uzandım. Biraz sonra çocuk içeri girdi, bir elinde tavuk parçaları olan bir tabak bir elinde de bir kase süt vardı.

Nankör kedi değilim sadece biraz naz!

Önce hiç hareket etmedim ve onu izledim. Yemeğe saldırmadığımı görünce beni okşamaya ve ninni gibi gelen yumuşak sözler söylemeye başladı. Ben kendimi kasarak inadına yemeğe yaklaşmıyordum. Aslında öyle açtım ki onu bile canlı canlı yiyebilirdim.

Efkarlı kedi!

Ama ben sokakların adamıydım, pis, katil, acımasız, günahkar ve her zaman özgür… Yani ben ne zaman neyi istersem nasıl istersem öyle yaparım o kadar!

Katil kedi ve ilk aşk!

Odadan çıktığı gibi ağzımla birlikte kafamı tabağa daldırdım. Tavukları birkaç dakikada yedim ve süt tanrının bir lütfuydu sanki.

Ben keyif adamıyım,

Sonra fazla kaçırılmış bir yemeğin rehavetiyle uyumadan önce kafamı uzatıp odanın tek penceresinden bahçeyi izledim. Büyüleyici huzurlu bir manzara her yer yemyeşil santim santim işlenmiş bir bahçe, uzun tek tip koyu çam ağaçlarıyla çevrelenmiş.

Sokakta yasak aşk!

Bahçedeki tüm bitkiler sanatçı ruhlu bir bahçıvanın makasından geçmiş gibi insan yüzleri, bisiklet, araba, gemi, uçak şekilleriydi.

Temizlik zamanı,

Ortadaki havuz iki dağ arasında kalmış bir krater gölü gibi yeşilliğin içine gömülmüş doğal bir ahenk içindeydi. Bahçede dolaşan silahlı adamlar ve suratı asık kocaman köpekler dışında manzara kusursuzdu.

Keyifli bu öğle yemeğinden sonra miskin miskin yatıp göbeğimi okşayarak kestirdim. Sonra beni alıp banyoya götürdüler. Tırnaklarımla küveti kazıyarak verdiğim kaçış mücadelesi işe yaramadı.  Güzelce köpük köpük yıkadılar, huysuzluğuma rağmen bitmeyen bu ilgi ve alaka harikaydı.

Sokağım kralı benim!

Cahillik mutluluktur!

Artık üşümüyordum, aç değildim, temizdim ve bir yuvam vardı. Ve en güzeli de düşünmüyordum hiç bir şeyi… Onlar benim yerime düşünüyordu ve çok mutluydum çünkü cahillik mutluluktur.

Bilgi Sevenler Buraya Gelsin!

Bunlar günlerce böyle devam etti. Düzenli yemeğim geliyor ve sürekli sevilip okşanıyordum.

Hayat çok güzeldi, yaşamak çok güzeldi ama içimdeki o katil, öldürme tutkusu hepsinden daha lezzetli geliyordu. Kansızlıktan dilim damağım kurumuştu. Günlerdir şöyle balık etli bir kurban boğazlayıp ta kanını içmemmiş, etlerini kemiklerinden sıyırmamıştım.

Öldürmek nasıl bir duygu? Ona sorun!

Harika bir emeklilik!

İşini çok seven ama emekli olmuş bir kasap gibi hissediyordum kendimi. Kendime bir hobi, uğraş yeni bir heyecan bulmalıyım. Yoksa karşıma ilk gelen canlıyı paramparça edip mideye indireceğim!

Yaşadığım bu rüya gibi hayat, içimdeki katil dürtüsünü durduramazsam kabusa dönüşebilirdi. Yine o pis sokak köşelerindeki demir parmaklıkların arkasına dönebilirdim.

Geceleri evde dolaşıyor ve onları izliyordum. Onlar uyurken ben başlarında dikilip kokularını çekiyorum, ciğerimin dibine kadar. Bazen dayanamayıp derilerini yalıyorum, uyanıyorlar ve beni okşuyorlar başlarına gelebileceklerden habersiz.

Seri katilden nameler!

Galiba yumuşadım,

Bazen onları küçük parçalara ayırıp yemek istiyordum ama yaptıkları iyilikler benim gibi acımazız bir katili bile yumuşatmıştı.

Kaç kez niyetlensem de onların kanını içmeyi başaramamıştım. Nasıl olsa karnım düzenli doyuyordu. Hele karnımı doyurduktan sonra benimle sevimli konuşmaları ve saçlarımı karıştırıp okşamaları yok mu doyulmaz bir keyif…

Kim bu katil
Kim bu katil acaba?

Her şey güzel olacak!

Zamanla evcil, kendi halinde yiyip içip yan gelip yatan biri olmuştum. Dünya yine aynıydı ama benim kisi değişmişti ve çok mutluydum. Karnımı doyurduktan sonra çatı katındaki pencerenin kenarına uzanıp bahçeyi izlemek, bazen de ahşap pencerede tırnaklarımı törpülemek ve pencereden içeri giren temiz havanın ferahlığı…

Ve çatı katında ki gizli karanlık odam, orayı henüz cesetlerim için bir depoya çevirmedim ama her şeyden uzaklaşıp dinlenebildiğim serin bir mekan oldu.

Nankör kedi!

Mutlu ve nankör kedi!

Sanki altından ırmaklar akan cennet bahçesi burasıydı. Sokakta ki seri katil gitmiş yerine bir melek, ev sahibinin sevimli bir maskotu gelmişti.

Zaman zaman aldıkları ucuz kedi mamaları midemi bozsa da dolaptan aşırdığım pastırma ve kıymalar bunu telafi ediyor.

Ben yani karanlık pis sokakların, lağım farelerinin azılı düşmanı, artık iyi kalpli bir seri katil olmuştu ve yani nankör kedi… Nankörler mi değiller mi tartışılır ama esas gerçek olan şu kediler kadınlara benzer onları asla tam olarak anlayamazsınız:)

Neyse bütün kedi hikayeleri böyle bitsin ve darısı tüm sevimli kedilerin başına…

semihbulgur.com

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir