Yazılarım

Neden kalbimin zarını deldin

Kalbimin zarı

Subhan Allah deyip ona döndüm muhtaç, kimsesiz, korkak titreyerek;           “Anlamadım! Haftalardır gezen, defalarca beraber olan biz değil miydik? Ne dediğinin farkında mısın? Madem böyle bir sapıklığın içindeydin, benim neden kalbimin zarını deldin?”

Umurunda bile değildi, ne ben ne de sözlerim. Anlatsam da birdi anlatmasam da.  Kulaklarına ağırlıklar inmiş, gözleri perdelenmiş, kalbi mühürlenmişti.

Ölümsüz gibiydi, bir firavun gibi. Öyle çirkinleşti ki güzel yüzü bir anda darmaduman oldu. Aşkından öldüğüm kadın bir anda buruşup, sarkıp iğrenç suratlı bir cadı gibi eriyordu gözümün önünde.

Aşk hapiste!

Yalancının nasihatı,

Ayağa kalkıp koluma girdiğinde, çatlak çatlak, sivri uzun tırnakları olan yaratığın bir parçası sarktı sanki kolumun arasından. Diğer eliyle de parmaklıklara tutundu, benim kaçırdığım bakışları yakalamaya çalışarak;

Neden kalbimin zarını deldin sorusuna öldüren cevap!

  • “ Ey arabalı sen çok iyi bir insansın beni kurtardın buralara kadar getirdin seni çok sevdim yalnızlığını gördüm ve sana arkadaşlık ettim mutlu olmanı iyi vakit geçirmeni istedim, yol arkadaşı olduk ama son duraklarımız farklıymış. Sen benim ömür boyu en iyi dostum olacaksın. Lütfen burada kal tatilin tadını çıkar.” dedi.

 

O konuşurken kafam önde, demir parmaklıkları eritircesine sıkıyordum ve sustum. Kahvaltı için alt bahçeye beraber inerken eliyle belimi sardı. Benim kafam öne sarkmış; bir enkaz, anılardan ve acılardan bir yığın, kanlı bir pislik çuvalı gibi yürüyordum.

İyi kalpli seri katil arabalı sokak çocuğu!

Artık hikaye değişir,

Bıçak sırıtırken karanlıkta öyle bir baktı ki bana körler bile aşık olurdu o an Fatima’ya. Ama ben kör değildim artık…

Don kilot aşk!

Kan ter içinde nefes nefese arabaya geldim. Üzerimdekileri çıkarıp çöp tenekesine attım. Bir şort ve atlet giyip arabaya atladığım gibi gazladım. İçimde korku, pislik, pişmanlık ve heyecan, dışımda ise kan lekeleri vardı.

Yeni kurbanlar mı?

Kafamdaki binlerce düşünceyi temizleyip soruları cevapladığımda Ayvalık’a gelmiştim bile. Ve yol üzerinde sırtı çantalı yerli turiste benzeyen iki kız otostop yapıyordu. Özgür ve heyecan arayan iki üniversite öğrencisi; parasız yolculuk ve bir macera peşindeydiler.

 

İki kız egede arıyorlardı mutluluğu. Entelektüelliği, depresyonu, can sıkıntısı ve tükenmişliği Nişantaşı’na, muhtaçlığı, yoksulluğu ve cahilliği İstanbul’un varoşlarına bırakmışlar… Sırtlarına çantalarını yüklemiş, tatilde iki şımarık berduş gibiydiler. Devam edecek…

semihbulgur.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Reklam Engelleyici Algılandı

Merhaba. Sitemiz yoğun bir emeğin ürünüdür! Sitede dolaşmak için lütfen Reklam Engelleyicinizi Kapatın.