Yazılarım

Huzurlu ve muzurlu bir aşk

Huzurlu aşk

Ben huzurlu ve muzurlu bir aşk ile kıs kıs gülerken, kömür gözlü beyaz tenli sevimli hırsızım, baygın gözlerime artık daha rahat bakıyordu. Arkasına yaslanıp gözlerini kapattı ve tatlı bir rüyaya dalar gibi devam etti.

  • “ Beni buralardan götür müsün hadi var mısın deniz nereye biz oraya gidelim? Hem sana arkadaş olurum, sahilden sahile kasabadan kasabaya gezeriz, yüzeriz, yazarız, çizeriz. Yol nereye kader nereye biz oraya gidelim. Yoksa burada benim sonum gelecek ömrüm bitecek daha 25 yaşında. Tut kolumdan da beni buralardan götür, lütfen ne olur?”
Huzurlu muzurlu bir şak vakti!

Hemen muzur bir saflıkla  “Zavallı güzel kız seni bana verseler ya!” diye düşünü verdim. Nasıl olsa düşünmek, hayal etmek bedava. Kim kızını benim gibi gezgin, sanatla uğraşan, yalnız, berduş, dürüst ve namuslu bir deliye verir ki?

Güzel Fatima

Ver elini Ege,

Hep hayalini kurduğum ege gezisi gerçek olacağı için öyle heyecanlanmıştı ki dilim damağım kurumuş, düşlerim bile kıpırdamıyordu, dona kalmıştım. Hem de yanımda bu dilleri güzel dilber olacak.

Öyleyse ne kadar derin bir şaşkınlığa, bir deliliğe düşsem azdır. Dondurucu kış gecelerinde, terleten, bunaltan, sivrisinekli yapış yapış yaz gecelerinde, karanlık yalnızlıklarda, sıkış tıkış işkence altında geçirdiğim arabalı gecelerden sonra sanki bir cennet bahçesinin kapısı açılıyordu.

Ey arabalı sokak kızı,

Hemen kendimi toparlayıp zıplayan kalbimin üstününe basa basa ona doğru döndüm. Her gün böyle güzel biri tarafından kaçırılıyormuş gibi burnu dik ve karizmatik bir şekilde;

  • “ Ey arabalı sokak kızı hemen çantanı toparla iş, güç, incik, boncuk, ufak ve büyük şeyler burada kalsın. Hadi artık teker döner, direksiyon nereye biz oraya. Yalnız çabuk ol, benim vitesim her an değişebilir, asfaltı yakıp gazlamadan dön yanıma!” dedim.

Fatima elimi tuttu bir eliyle de kapıyı açtı, gözlerimin tam içine titreyen nemli gözlerle bana baktı.

  • “ Tamam canım hemen geliyorum, beni burada iki dakika bekle, yaz yağmuru gibi gidip geleceğim.” dedi.
Yaz yağmuru gibi geçti, huzulu ve muzurlu bir AŞK!

Yaz yağmuru deyince korktum. Kimi yaz yağmuru şöyle bir iki dakika insanı serinletip, hoş bir ferahlık bırakıp geçip gider. Bazense portakal büyüklüğünde dolu taneleriyle balyoz gibi korkunç bir fırtınayla iner tepenize. Ağzınızı burnunuzu kırar, arabanızı bile delik deşik edip façasını bozar, kaportasını yamultur birkaç saat önce yaşadığım gibi, huzurlu ve muzurlu bir aşk gibi.Devam edecek…

{“Son Cariye” adlı kitabımdaki “Arabalı Sokak Çocuğu Fatima” adlı öykümden alıntılar ( 05)}

semihbulgur.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir