Yazılarım

Gelecekte hastalıklar ve sağlık!

Robot sendikası!

Gelecekte Hastalıklar ve Sağlık | Devamlı oturup kara kara düşünüyorum, şu 2100’lü yılların modernitesi bize ne getirdi ne götürdü diye. Kanser, AIDS, Korona, atom altı virüsler gibi hastalıklar belirtilere sahiptirler ama çağımızın virüsleri fark ettirmeden kanımızı zehirliyor. Küçük bir çocuğun ağzında eriyen çikolata tadı veren mikro haplar gibi tatlı ve o bir kadar zehirli bir şerbet damağımızdan akıp gidiyor.  Zevk pişkinliği ve rehavet şişkinliği ile düşünmekten, üretmekten vazgeçtik. Çünkü bizim adımıza düşünen yapay zeka yazılımları var.

Günümüzün hastalıkları nelerdir? Korona mı, atom altı kuantum virüsleri mi, AIDS mi, Kanser mi, kuş gribi mi? Yoksa bilgisayarın bilgisayardan kaçtığı yapay zeka virüsleri mi? Hayır, bence bunların hiçbiri değil. Çağımızın hastalığı yalnızlık, stres ve can sıkıntısıdır!

Yapay zeka ve biz!
Yapay zeka ve biz!

Gelecekte Hastalıklar;

Örneğin; hep kazan, hep çalış, çok çalış daha çok çalış, zayıf halka olursan yok olursun, hep daha önde olmalısın, arkada kalanları kurtlar kapar, zihniyeti üzerimizden gözlerini hiç ayırmaz. Bu baskıların altında çok çalışıp çok kazanırız ve kendimize yeter hâle geliriz. Bu seferde çıtalar yükselir, hiçbir şeyden tatmin olmaz ve hiçbir şeyi beğenmez oluruz. Sonuç olarak ta yalnız ve güvensiz bir hayatı yaşamaya mahkum kalırız.

Tabii kazanılan paraların getirdiği kaybetme korkusu, beklentilerin artmasıyla daha çok kazanma hırsı ve beraberinde uzun mesai saatleri ve ağır çalışma ortamı… Bunların yanında kendini sizi ezerek tatmin eden patron veya müdürünüz varsa, bir de beraber çalıştığınız insanlar kuyu kazar, laf taşır, çamur atarsa, alın size stres kaynakları.

Böyle yoğun bir tempoda can sıkıntısı olur mu? Olur! Yoğun tempoya alışan vücut ve zihin, ufak bir tatilde veya hafta sonu hemen o yoğun ve stresli tempoyu arar. Ve en kötüsü de düşünmeyi unuturuz. Düşünmek zor iştir bu yüzden pek az kişi düşünür. Çünkü yaşadığımız dünya düşünmemizi engellemek için var gücü ile çalışıyor. Biz de kendimizi hayatın girdabına bırakıverir, bir sandalye bir masa gibi bir süre dikilip sonra hurdaya gideriz.

Gelecekte Hastalıklar ve Dijital İyileşme!

Ama ben bu hastalıklara bir çare olduğuna inanıyorum.

Eğer hayattan sıkıldıysan, her gün aynı, her şey aynı diyorsan, televizyonda aynı yüzler, kafamda aynı düşünceler, endişeler, eşim aynı, işim aynı, anam aynı, babam aynı, kendim aynı diyorsan! Bitmesi için başlanan ilişkiler yaşıyor, insanlar riyakar, düzenbaz ve menfaatçi diyorsan, stres, yalnızlık ve can sıkıntısı çekiyorsan. Holografik dört boyutlu sanal gerçeklik oyunlarında kendini kaybediyorsan!

Hemen her şeyi bir tarafa bırakın, ceketinizi giyin, magnabilinize atlayın ve dışarı çıkın. Bildiğiniz en yakın Dünya Birliği hastanesinin veya işlek bir hastanenin acil servisine gidin. Kapısından girip hastane kokusunu alın ve bekleme istasyonlarından birine oturup, olup biteni seyretmeye başlayın.

Orada, tansiyonu inmiş, çıkmış nineleri göreceksiniz, kan içinde sedyeler geçecek yanınızdan, ışın yemiş ikiye bölünmüş bedenler, kolu bacağı kırılmış, kaşı gözü patlamış insanlar, inleyen ağlayan sızlayan hastalar, feryat eden yakınlar, yorulmuş doktorlar her tarafı kan içinde hemşireler, hasta bakıcılar göreceksin. Aşırı teknolojiden çıldırmış beynini yemiş insanlar, depresyondan iki büklüm olmuş kendi içine çökmüş insanlar göreceksin.  Acı dolu gözler, bir saniye daha yaşamak isteyen bakışlar göreceksin, ağlayan bebekler, kahrolan anneler göreceksin.

Yeniden başla!

Bunları gördükten sonra oradan çıkın ve evinize gidin. Biraz oturup, üşenmeden ve üşütmeden düşünün. Sonra hayatınıza yeniden başlayın. Ben denedim ve her seferinde hayata yeniden başladım.

Ve şunu da unutmayın! Dünyanın bu aptal sisteminin korkunç gerçeklerinden biz sorumlu değiliz, eğer düzgün bir insansak.

Babam kollarını uzattı, kaslarını gerdi, sonra serbest bırakıp derin bir nefes aldı. Bu onun stres atma yöntemidir. Zihinsel zindelik ve rahatlama meditasyonlarına ilgi duyan ve hiç sıkılmadan her sabah erken kalkıp, bağdaş kurup oturarak yarım saat meditasyon yapan bir insandır. Zindeliğini de buna borçlu sanırım. Yoksa her insan, her bünye bu çalışma temposuna ve bu strese dayanamaz.

Gelecekte doktorlar!
Gelecekte doktorlar!

Gelecekte hastalıklar ve sağlık hepsi yapay zekanın emrindedir! Son zamanlarda bayılarak yediği kebapların onda bıraktığı kilolara kafasını taktı. Uzun boylu ve yapılı olduğu için kiloları çok kötü gözükmese de kendine bakmayı ve tam bir metroseksüel erkek olmayı çok sever. Et oburluğu bırakıp spor yapmak işine gelmediği için haftada birkaç gün yağ yakma seanslarına gidiyor ve mutlaka cilt ve saç bakımını da yaptırır.

Beni de birkaç kez götürmüştü. İçinde girdiğiniz camdan bir kabinde yağlı bölgelerinize oturtulan ultrasonik problar yüksek frekanslı ses dalgalarıyla yağlarınızı parçalıyor. Sonra bedene sokulan bir hortumla vakumlanıyorlar.  İzlemesi çok iğrençti ama çok etkili bir yöntem bir ayda filinta gibi oluyorsunuz.

Asiler ve isyanlar!

Asiler, isyanlar, anarşi ve sistem düşmanlarının suçsuz insanları acıya boğan eylemleri, bunlar karşısında sakin olmak, iyi düşünüp analiz etmek ve milyonlarca insanın hayatını etkileyecek kararlar vermek. Ne kadar da zorlu bir iştir. Babam sert mizacının altında aslında yumuşak başlı ve hoşgörülü bir insandır. Ama konu Dünya Birliği ve sistem oldu mu babasını tanımaz ve çok acımasız olabilir. 2075’te meydana gelen asi eyleminde bütün acımasızlılığını göstermişti.

O yıllarda asiler, 1. bölgede bulunan ve bütün dünyanın veri akışının işlendiği Washington’daki bilişim kulelerine büyük bir saldırı gerçekleştirildi. Dünya Birliğinin geleceği ile ilgili kararlar, dünyanın her yanından gelen trilyonlarca datanın orada birleştirilip analiz edilmesiyle alınıyordu. Yani tam anlamıyla dünyayı kalbinden vurmuşlardı.

Dört ayaklı bir akrep gibi göğe yükselen bu elektronik dev, dört yüz metre yüksekliğindeydi. Çelik, kablo, çip ve süper iletkenlerden oluşan bir sarmaşık gibi uzanıp gökyüzünü kapatırdı. İçlerinde ordudan pilotların da bulunduğu asilerin kamikaze gurubu, 2001 yılında ikiz kulelere yapıldığı gibi bomba yüklü jetlerle bilişim kulesinin bir bacağına daldılar. Saldırıdan sonra kule yamuldu ama çok şükür ki yıkılmadı. Eğer yıkılsaydı Dünya Birliğinin belki de sonu gelecekti.

Köstebekler,

Bu olaydan sonra başlatılan soruşturmalar, Dünya Birliği ordusunun içindeki köstebekleri ve asilere destek olan unsurları ortaya çıkardı. Bu kişilerden biri de babamın beraber büyüdüğü amcasının oğlu General Rıfat’tı. Daha sonra onu Dünya Güvenlik mahkemesine çıkardılar. Mahkeme ışınlanma kulübelerinde ters akımla ışınlanarak idam edilmesine karar vermişti.

Bu karar onaylanması için babamın önüne geldi. Bütün sülalenin yalvarmasına ve yengemizin gözyaşlarına rağmen kararı çabucak onaylayıverdi. Amcam ters akımla ışınlanıp bütün organları birbirine girmiş şekilde diğer kulübeden çıkarıldı. Gördüğüm en iğrenç manzaralardan biriydi. Daha sonra onun birlik muhafızları tarafından hiç kimsenin bilmediği bir yere gömüldüğünü duyduk. Ya da bize öyle söylendi, belki de uzayın derinliklerine bir çöp parçası gibi fırlatılmıştı.

Şeriatın kestiği parmak acımaz’ diye bir söz vardır. Babam bu sözün tam karşılığıdır. Ona göre asıl olan sistemdir. Bunun dışındaki her şey yani din, siyaset, para, güç, iktidar ve liderlik hepsi araçtır. Yüzyıla yakın verilen büyük Dünya Birliği mücadelesi, çekilen inanılmaz acılarla bu güne gelen bu sistem, ne pahasın olursa olsun korunmalıdır. Ona göre bunun için babamın ve bizim hayatımızın bir önemi olamaz.

Gelecekte hayat!
Gelecekte hayat!

Bilişim kuleleri,

Genelde Dünya Birliğine karşı isyanlar çok etkili olmadı ama en son gerçekleştirilen ve nerdeyse bilişim kulesinin yıkılmasına sebep olabilecek eylem, dünya yönetimini ciddi bir şekilde endişelendirmişti.

Dünya birliğine bağlı uzmanlar ve bilim adamları yıllarca süren çalışmalardan sonra asilerin kalıcı bir şekilde damgalanmalarını sağlayacak olan, yarı radyo aktif parmak izi sıvılarını geliştirdiler. Bu sıvılar, yakalanan veya şüphelenilen asilerin parmaklarına enjekte ediliyordu. Her birinin kimliğini ve Dünya Birliği numaralarını içeren sinyaller veren bu sıvı, ömür boyu izlenmelerini sağlanmıştı.

Özel bir gözlükle baktığınızda, görüş sahanızdaki bütün damgalı asileri görebiliyorsunuz, hatta yerin yüz metre altında olanları bile… Bu durum asilere büyük bir darbe indirmişti, kaçacak yer bulamıyorlardı.

Gelecekte hastalıklar teröristlerin peşinde!

Gelecekte hastalıklar tamamen devletlerin kontrolünde olacaktı bir füze gibi onları istedikleri yerlere attacklardı! Aynı zamanda enjekte edilen sıvılar parmak izlerinde de görülebiliyordu.  Asilerin eylemlerine kaynak bulmak ve hayatta kalmak için yaptıkları soygun, gasp ve cinayetlerde bıraktıkları izler hemen yakalanmalarını sağlar olmuştu.

Daha sonra bazıları, parmaklarını keserek parmaklarına vurulan bu radyoaktif prangadan kurtulmaya çalıştılar.

Bunun üzerine dünya yönetimi buna da bir çare buldu ve yeni üretilen yarı radyo aktif sıvılar damarlara enjekte edildi. Bu şekilde kana karışan sıvı bütün bir vücudu yayılmış oluyordu. Kendinizi toprağa gömseniz bile yüzyıllarca vücudunuz aynı ışını yayıyor ve bulunmanızı sağlıyordu. Bu yöntem çok etkili oldu fakat sıvının enjekte edildiği insanlar en fazla on yıl daha yaşayabildiler. Aslında dünya yönetimi izleme bahanesiyle, yakalanılan asilerin soyunu kazımaya başlamıştı.

Asiler ve salgın!

Asiler hiçbir şekilde toplum içine giremiyor hatta evlerinin balkonuna bile çıkamıyorlardı, gelecekte hastalıklar en çok da Asileri vurdu! Ve en sonunda çareyi yerin yüzlerce metre altına girmekte buldular.

Şehirlerin kanalizasyon derinliklerinde, taşrada ise kendi kazdıkları yer altı şehirlerinde yaşamaya başladılar. Güçleri azalmıştı ve minik eylemlerle ayakta kalmaya çalışıyorlardı.

Yeniden doğmaları için büyük bir eyleme ihtiyaçları vardı. Bunun için hedef ne olacaktı? Bu, bütün dünyanın korkuyla beklediği en cevapsız ve en karanlık soru haline gelmişti.

Bir gün babam bana “Melih tam 500 milyon insanın sorumluluğunu taşıyorum ve onlar için Dünya Başkanı’na hesap veriyorum. Bunun insanın omuzlarına nasıl bir yük yüklediğini tahmin edemezsin. Dışarıdaki insanlara sorarsan biz lüks ve şaşa içinde yaşayan burjuva sınıfıyız ama bu iş parayla yapılacak bir iş değil, hele benim gibi 6000 km ötede birinin burnu kanasa sorumluluk hisseden biri için hiç değil,” demişti. Bu sözleri, zaman zaman bana karşı olan ilgisizliğini ve günlerce, haftalarca yüzünü göremeyişimi çok net açıklıyordu. Babama karşı bunlardan dolayı yaptığım sitemlerin biraz da haksız olduğunu düşündüm.

Gizemli Dünya Başkanı,

Dünya Başkanı’nın ismini babamdan çok sık duymuş ama yüzünü hiç görmemiştim. Dünya üzerinde de başkanın yüzünü gören insan sayısı çok azmış. Tabii Dünya Başkanı olmuş bir insanın yolda, metroda, takside karşıma çıkmasını bekleyemezdim. “Belki de çok çirkin bir insan, kim bilir?” diye düşünüp gülüyorum.

Gerçekten Dünya Başkanı’nın halka yönelik yaptığı bir tek konuşma veya halktan diyalog kurduğu bir tek kişi bile yoktur. Kim bilir belki de öyle biri yok ve sanal bir matris içinde bir bilgisayar programı tarafından yönetiliyoruz. Belki de uzaylılar bizi ele geçirdi, uyuttu ve başımıza birini bırakıp gezegenlerine geri döndüler.  Uçuk düşünceler… Ama yüz yıl önce bir delinin söylediği şeyler şimdi gerçek olmamış mıydı?

Gelecekte Din!

Gerçekten de öyle değil mi? İnsanların, bundan yıllar önce hayal bile edemedikleri şeyler şimdi hayatın rutin gerekleri hâline geldi. Dedemle yaptığımız söyleşilerde bize yüz elli yıl önce insanların şimdinin eski teknolojilerine verdiği komik tepkileri anlattığını hatırlıyorum. Mesela o zamanlar insanlara camlı bir kutunun içinde insanların oynayıp konuşacaklarını söyleyenleri, delidir deyip kovarlarmış. Şimdi ise eski televizyonlar çoktan preslenip eritildi bile.

Geçmişten geleceğe,

Hele radyoya ne demeli? Radyo ilk çıktığında insanlar onu söküp içindeki insanları dışarı çıkarmaya çalışırlarmış. Dünya’nın ömrüne kıyaslarsak çok kısa bir sürede o kadar hızlı bir gelişme sergilendi ki. Kuşak çatışmasını bırakın nesiller arasında dev uçurumlar oluştu.

Şimdilerde ise bileğimize taktığımız bantlardan çıkan ışınlarla, üç boyutlu vizyoneri seyredip internet kullanabiliyoruz. Teknolojinin kaymağını da yiyoruz, depresyonunu, yalnızlığını ve stresini de çekiyoruz. Fazla kurcalamayanlar, sorgulamayanlar yani düşünmeyenler hayatından memnun. Yeme içme, barınma ve üremeden ibaret bir hayatı tüketip gidiyorlar.

Ve şimdi yıl 2100, uçan arabalar, 2500 katlı gök delenler, Ay’da kurulmuş şehirler ve Mars’ta yaşam belirtisi yok, tıpkı 2006’da olmadığı gibi…

90’lı yıllarda çevrilen bilim kurgu filmleri hatırlarsanız. Bu filmler de 2000’li yıllar androitler, robot hizmetkarlar, uçan arabalar ve ışınlanan uzay gemileri ile hayal edilirdi. Nihayetinde 2085 yılına geldik ve bunların onda biri bile gerçekleşmedi. Yani dünya teknolojik açıdan beklendiği kadar hızlı gelişmedi.

Gelecek böylemi olacaktı?

Bana göre bu hızlı gelişimin biraz yavaşlaması insanlık açısıdan iyi oldu. Yoksa çok daha fazla robotlaşacak, duygusuz ve hissiz makinelere dönüşecektik. Belki de makineler Dünya’yı ele geçirip bizi enerji tüplerine dönüştürerek uyutacaklar ve beyinlerimize yükledikleri sanal bir matriste yaşatacaklardı.

Neyse ki kırıntıları kalmış olsa da hala o 70’li yıllardaki gibi aşık olabiliyor veya samimi bir dost sohbeti yakalayabiliyoruz. Ama bundan yoksun milyonlarca insan var. Düşünürüm, insan ömrü ortalama yüz eli yıla çıkmışken nasıl katlanabiliyorlar böyle bir hayata.

Düşlerden ayrılış!

Gelecekte hastalıklar neler olacak konusunda biraz derinlere dalmıştım. Ve sonra kendi kendime böyle bir içsel felsefik gevezelik yapmayı bırakıp tekrar Dünya Birliği yedinci bölge idari kulelerine ve babamın yanına, hem bedensel hem de ruhsal olarak geri döndüm. Bir bekleyiş karşıladı beni, düşünce ufkundan geri dönüşte. Her taraf dingin, donmuş sanki ama içim kıpır kıpır ve sıkıntılı, bir şeyler keyfimi bozacak gibi ve ben de sakince bekliyorum.

Sessiz geçen on beş dakikadan sonra artık ofisten ayrılma hazırlıklarına başlamalıyız diye düşünüyordum. Fakat sekreter babama bir görüntülü konuşma daha bağladı ve babam konuşmaya başladı. Bir süre konuştuktan sonra görüntüyü kapadı ve yardımcılarını çağırıp onlara anlamadığım bir sürü konuda talimatlar verdi. Yardımcıları, talimatlarını alır almaz odadan ayrıldılar. Bu sefer de trafik karışmış kalabalık bir gurup babamla görüşmeye gelmişti.

Gelecekte sağlık!
Gelecekte sağlık!

Robot sendikası,

Böyle kalabalık gruplar genellikle seçim zamanlarında gelirler. Temsilcileri on beş kişi ise aşağıdaki destekçileri binlerce kişiyi bulabiliyor. Bu dönemlerde güvenlik önlemleri iyice arttırılır ve hayatımız daha da sıkıcı hâle gelir. Gelen kişiler uzun boylu, iyi giyimliydi, konuşmaları da çok nazikti. Babama müthiş saygı gösteriyorlardı.

Önce sendikacılar zannetmiştim çok nadir de olsa babamı görmeye gelirler. Genelde iri yapılı, iyi konuşan eli yüzü düzgün adamlardır ve babamın yanında asla meydanlardaki gibi heyecanlı ve taşkın davranmazlar. Ama gelenler sendikacılar değil yatırımcı iş adamlarıydı. Zaten artık birbirlerinden pek farkları da kalmamıştı. İşte biz buna Robot Sendikası diyoruz!

semihbulgur.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir