Yazılarım

Film karesi gibi

Mum sönüyor başım dönüyor

Onlar çok mutluydu. Benim bulanık zihnimdeki tek şey; aramıza kara kedi gibi giren Menese’den bir an önce kurtulmaktı. Onu yakarak, boğarak, bıçaklayarak, ezerek öldürdüğüm anlar, çift gören gözlerimin önünden film karesi gibi geçiyordu.

Hepimizin kafaları uçmuştu. Buna rağmen çıldırtan kıskançlık düşünceleri aklımdan çıkmıyordu, korkunç bir film karesi gibi…

Para bitti aşk bitti!

Nerede yatacağız?

“Acaba arabada üç kişi mi yatacağız, bu kadın bizi gece de yalnız bırakmazsa kesin deliririm!” diye düşünüyorum.

Yıkıla yıkıla arabaya bindik ve hala bir lunapark gondolunda gibi sallanmaya devam ediyorum;

 

  • “ Arabalı Sokak Çocuğu bizi Yalıkavak’a çek bu gece bizdeyiz, artık arabada yatmak yok!” dedi Menese.

 

  • Güzel Ege!

 

Ben de dönme dolap gibi dönen kafamı sallayıp gazladım. Savrula savrula Yalıkavak’ın en tepesine çıktık, güneş doğuyordu. En tepede muhteşem bembeyaz bir villanın bahçesine girdik. Arabayı ortasında mermer bir çocuk heykeli olan havuzun yanına bırakıp debelene debelene arabamdan inip eve doğru ilerledik.

Yeni aşk yuvası mı?

Evin girişinde altın rengi sütunlar ve cilalı mermer yer döşemesi vardı. Sarmaş dolaş içeri girdip geniş salonda ki uzun koltuğa oturup nefes aldık.

Aşk şapşikliği!

Yeni doğan güneşin aydınlatmaya başladığı adalar ve uçuk mavi ege manzarası ayaklarımızın altındaydı. Dünya uyanıyor biz sızıyorduk. Manzara altımızdan kayıyordu san ki görüntü gelip gidiyordu, her nefes alışta daha sarhoş oluyordum. Aklımda bir sürü soru vardı ama konuşmaya değil düşünmeye bile halim yoktu.

para bitti aşk bitti

Ben koltukta uzanıp, göz kapaklarım günün son perdesini kapatırken, onlar birbirlerinin kalçalarını sıkıp sarılarak yukarıya doğru çıkıyorlardı.

Mum sönüyor başım dönüyor!

 

Mum sönüyordu, başım dönüyordu, oda dönüyor, dünya dönüyor. Ağzımda fazla kaçırılmış şarabın ekşi pişmanlığı… Kapanmak üzere olan gözlerim şömine ateşine odaklanmış, saniyeler sonra beyaz bir karanlığa gireceğim… ve sızıyorum.

 

Öğle güneşi ile yarı ölü halim sona eriyor ve gözlerim zar zor açılıyor. Başımın önünde duran şişeden kırılan güneş ışınları, kıpkırmızı vuruyor hala çift gören gözlerime… Bir burun darbesi ile şişeyi koltuktan aşağıya atıp, yavaşça doğruluyorum.

 

Ağzımda buruk bir tat, boğazımda batmalar ve bedenimde morluklarla, yarı sakat zar zor ayağa kalkıyorum. Büyük cam kapıdan, üzerinde güneş pırıltılarının çalkalandığı havuza ve vadinin mavi yeşil yansımasına  bakıyorum gözlerim çökmüş… Devam edecek…

semihbulgur.com

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı
Kapalı