Yazılarım

Beyaz Şov Macerası

Beyaz'ın masum misafiri.

Yazarlık, çizerlik ve mühendislik arasında üç banttan sayı almaya çalışırken telefonum derinden bir titreyişle çalıverdi. Beyaz şov macerası işte ondan sonra başladı.

Tanımadığım Avrupa yakasından bir numara, annem tanımadığın numaralarla konuşma demişti ama tanıdıklarımızla bile konuşmuyoruz ki. Herkes kendi aleminde, savrulmuş dünyanın bin bir tarafına.

Çocukluğumuzu hayatımızı, ekmeğimizi, kanımızı paylaştığımız en yakın akrabalarımızı bile belki bayramda görüyoruz.  Böyle olunca, gizemli numarada bir dost sesi duyarım diye “ Alo !” dedim.

Beyaz şov macerası!

Beyaz Show’dan arıyorlardı. Beyaz bana çok benzediği için programa katılmamı istediler. Fakat bütün ısrarıma rağmen program formatını öğrenemedim. Sonra heyecan verici bir merakla Kanal D’nin yollarına düştüm. Meğer bizim arkadaşlar internet sitelerine fotoğraflarımı göndermişler.

İşte medya böyle bir şey; veziri rezil, rezili vezir yapar. Birilerinin 50 yılda geldiği yere, medyatik olanlar iki ayda gelir. Hukuk, eşitlik olmayan bir ülkede medyanın da adaleti yoktur. Kimilerini zengin ve şöhretli yapar kimilerini de fakir ve itilmiş.

Rabbimin, kiminize açar genişletirim, kimine kısar daraltırım, sizi varlık ve yoklukla imtihan ediyoruz, gerçek başarı Allah’ın rızasını kazanmaktır. Hükümleri olmasa insan mahzun ve berduş hissederdi kendini.

İşin hakikati böyle olunca belki bir kitabımı anlatırım, karikatürler çizer vatandaşı güldürürüm, daha çok insana mesaj veririm diye hayaller kuruyorum ve telefonun diğer ucunda medya devi olunca, heyecanlanıyor insan.

Beyaz şov macerası ve yetenek!
Beyaz şov macerası ve yetenek!

Devlerin savaşı,

Ama bu devlerin savaşıydı onlar medya deviyse bende fil gücünde kırmızı bir karıncayım ama bilmezler. Kalemimin ucunda her şey gerçektir en zengin kral, en fakir bilge, en zayıf balina, en ağır sivrisinek olurum bir fırça darbesiyle. Rüyaları gerçeğe gerçeği rüyaya çeviririm en güçlünün, en zenginin yaşayamadığını yaşarım, bir rüya kadar gerçek ama bilemezler.

Üniversite yıllarından beri Beyaz’a çok benzetildim. Aslında Beyaz’ın çok ekmeğini yedim. Okulun en popüler insanlarından biriydim, bir yere girdiğimde herkes döner bakar aralarında konuşurlardı, artık benzerlikten mi yoksa karizmadan mı bilmem. Bırakın benzetmeyi o sandıkları bile olurdu. Vapurda, trende defalarca “Aha! Beyaz şimdi fantasını çıkaracak” tepkileri ile birçok kez karşılaşmıştım.

Bir yanda gurum okşanıyor bir yanda da sinir oluyordum. Yıllarca onlarca esere imza at, hayatına sanata, üretmeye, mesaj vermeye ada ama medyanın esintisi, kırıntısı bile daha çok saygı ve ilgi görmenize sebep oluyor.

Her şeyin bir sebebi var,

Her şeyin bir sebebi var elbette mutlu olmanın ise bir sebebi olmamalı, herkes her yer de her şekilde mutlu olabilmeli en büyük başarı en büyük zenginlik bu.

Program asistanlarından biri aradı ve taksim meydanında AKM’nin önünde beklememi söyledi, servis aracı beni oradan alacakmış. AKM’nin önü bir curcuna; dizi setlerine giden ünlü, ünsüz, figüran ve jön kalabalığı mı ararsın, buluşmaya gelen gerçek hayatın oyuncuları, yani modern sevgililer mi dersin, organizasyon ajanslarının özgür emekçiler yani üniversite öğrencileri, hepsi rengarenk karınca sürüsü gibi hareketli bir kalabalık.

Beyaz şov macerası ve ikiz kardeşlerim!

Sonra şöyle dikkatle bakınca, takım elbise giymiş sanki bana benzeyen birilerini gördüm, hakikatten bazıları Beyaz’a da benziyordu. Aralarında konuşup, gülüşüyorlar muhtemelen onlarda servis bekliyorlardı. Ulan yalnız beni çağırmamışlar! Bende ne safım sanatımıza, ilmimize, eserlerimize değer vermişler de beni konuk olarak çağırmışlar diye düşünmüştüm.

Bir burukluk, bir kırıklık matkap ucu gibi olmuştum, yeri delip içine girecektim oradan da başka boyutlara. Şok geçtikten sonra merak ettim onların psikolojileri, düşüncelerini, hayallerini ve yanlarına gittim. Onlara yaklaşıp bir zamanlar kaybettiğim kardeşlerim, hem de ikiz kardeşlerim gibi sarılmak istedim bir an.

Onlara da acıdım, kendime de hepimiz mağdurduk. Tanıştıktan sonra gayet, mutlu, heyecanlı olduklarını gördüm. Çoğu üniversite öğrencisiydi tabii onlar için güzel bir eğlence, bedavadan şova gidip belki okulda daha da popüler olacakları bir imkan. Benimse içim bomboştu gitsem de birdi gitmesem de birdi. En sonunda servis geldi.

Beyaz şov macerası için yollardayız!

Servisle gidişimiz de trafik gibi sıkışık bir macera, keyifli bir yolculuktu. Çocukların hepsi çok heyecanlı ve esprili, şarkılarla, türkülerle stüdyonun yolunu tuttuk. Herkes bir espri patlatıyor neler olacağı, nasıl bir program yaşanacağı hakkında tahminlerini söylemekteydi.

Ben se en iyi yaptığım işi yapıyordum, düşünüyordum; acaba servis aracında gizli bir kamera mı vardı? Sonra bizim hallerimizi, o masum telaşımızı programda gösterip te bizimle gırgır mı yapacaklardı. Ama o kadar bile kıymetimiz olmayacaktı.

Her neyse, İstanbul’un karmaşa ve keşmekeşinde boğuşarak geçen uzun yolculuktan sonra stüdyoya varmıştık. Beyaz’ın asistanını ve yanındaki onlarca ikiz kardeşimi görünce merak ettiğim formatın ne olduğunu hemen anlayıverdim. Beyaz benzerlerini tek tip giydirip programa çıkartacaklar ve seyirciye alkışlatacaklardı.

Gelmişken çıksam mı çıkmasam mı, yoksa şöyle bir kafayı gösterip izleyicilere mi karışsam soruları fırıl fırıl dönmeye başladı kafamda.  Sonra bir anda filmi kopardım.

Tam bir zırvalık,

Program içeriği tam bir zırvalıktı. Yirmi kişiyi dizmişler bir sıraya; yarısının da Beyaz’la alakası yoktu zaten… Beyaz denizinde sıkış tıkış köpürtüyorlardı bizi beyaz beyaz.

Bir curcuna, bitmeyen karmaşık bir akış. Nerede duracaksın, ne söyleyeceksin, söyleyebilecek misin, görünecek misin belli değil. Biz oraya imza istemeye gitmiş hayranları değildik. Kompleks, kapris yapmamış, ayağına kadar gelmiştik, daha değerli olmalıydık.

Ben orada sanatımla da var olmak isterdim. Ve kasım ayında çıkacak kitabımdan bahsedebilmek ve yurt dışınca açılacak sergimden…

Bu nedenle izin isteyip ayrıldım, “Başka bir formatta yer verirseniz, seve seve katılırım.” diyerek.

Beyaz şov macerası ve sudan çıkmış balık,

 

Beyaz gelip, gitmemem için dil döktü ama bir bahane uydurup kaçmalıydım. Kalsam ne faydası olurdu ne de zararı boşlukta kalmayı, boş işlerle uğraşmayı, kafamı da boş bırakmayı sevseydim, ben olamazdım. Ünlüler dünyasına dalıp sudan çıkmış balık olmaktansa oradan bir an önce uzaklaşmalıydım.

Bana o ekibi, o stüdyoyu, o lobiyi verselerdi, ben o programı yapardım da acaba o ömrünü verse bizim bir cümlemizi yazıp bir çizgimizi atabilir miydi? Eee adalet öbür dünyada inşallah, gerçek başarı da orada.

Beyaz’la tanışmış olduk, iyi insan, güzel insan. Portre karikatürünü çizip hediye ettim. Bana bayağı bir benziyor. Ben Semih olarak var olmayı ve kendimi eserlerimle var etmeyi tercih ettim.

Onun da işi kolay değil. Ünlü olmak ‘ Zencilerden nefret ediyorum ’ yazılı bir tişörtle Harlem’de dolaşmak veya kolunuzda Yahudi damgasıyla, Nazilerin eğlendiği bir bara girmek gibi bir şey.

Beyaz şov macerası!
Beyaz şov macerası!

Ünlülerin dünyası,

Ünlü olduğunuzda asla normal bir hayatınız olmaz. Sokağa bile çıkamazsınız, halk Nazi, hayranlar zenci olur.

Kimilerinin söyledi gibi;‘ Keşke ünlü olmak bir hafta verilip sonra alınan bir şey olsaydı. ’ Tabii fakirin hayali zenginin can sıkıntısı…

Bu kadar acının yanında haklı olarak milyon dolarları ceplerinden, mankenle de ciplerinden eksik etmezler.

Medya dünyası bir taraftan sıkılan, bir taraftan şişirilen bir balon sanki… Öyle hayal ürünü bir hayata kendilerini kaptırmışlar ki. Her şeyi kamera önü için yaşayıp hesaplıyorlar. Kamera arkasındaki gerçek hayatın ve insanların zerre değeri yok onlar için. Her şey rol ve hesap yani.

Aslında yaşamıyorlar. Ne de zorlu bir hayat. Her şey reyting canavarını beslemek için birer kurban ve araç. Birkaç dizide ufak rollerim olmuştu ama bu dünyanın bu kadar yapmacık olduğunu hissetmemiştim.

Çöplüğünün kralı olmak!

Yani şöyle istediğiniz zaman gerile gerile Kadıköy – Eminönü vapuruna binip, çay simit yapıp, boğazı, köprüleri, martıları, gemileri, insanları, hayat denen sıradan karmaşayı izleyerek, beyninizin derinliklerine kadar burnunuzu karıştırarak, ayaklarınızı uzatıp karşı koltuğa koyarak, berduş, salaş, dökük ve rahat tam kendin gibi, çöplüğünün kralı olarak Gülhane’ye geçememek gerçekten çok acı olmalı.

Bir de bazı ünlülerin abuk subuk, sapık eğilimleri vardır. Etraflarında ki onca taş, birbirinden güzel, özel kadınından sıkılıp yeni değişik heyecanlar ararlar. Kimi mutluluğu uyuşturucuda, kimisi ise hem cinslerinde arar.

İşte yalan Dünya, varoşta yaşayan asgari ücretle fabrikada tüttün satanlar mutlu, zenginlikten, şımarıklıktan, doymuşluktan, şöhretten azıp ot saranlar mutsuz!

İstanbul’da Mizah Ararken!

Genelde yurt dışında kadınların hayran olduğu şarkıcı, oyuncuların çoğu bir anda cinsel tercihlerini değiştiriveriyorlar. İnsanoğlu nankör işte makam, servet ve şöhretten de sıkılıp,  savurganlık yapar mutluluktan. Böyle şöhret orda kalsın.

Yalandan dünya,

Tüketim toplumunun şımarttığı şarkıcı, oyuncu, şovmenler huzuru sapkınlıkta bulurlar ve bir çırpıda unutulurlar. Ama gerçek sanatçı yüz yıl sonra bile hayırla, sevgiyle ve şükranla anılır.

Hepsi bir tarafa, benzerlerimle buluşmak unutulmaz bir andı. Kendinizi öyle tuhaf hissediyorsunuz ki; her bakışta kendinizi aramak, “burnum böyle miydi”, “alnım şöyle miydi”, “gözleri daha büyük sanki”, “yok yok kaşları daha kalın.” diye diye…

Gelen insanlar iyi, güzel, sevimli insanlardı ama oralarda, umudu bile ucu açık vadeyle, boş senete imzayla satıyorlar. Buralarda bir tek Allah bir derseler inanın gerisi yalandır.

Bundan da bir yazı çıktı,

Eğlendim, heyecanlandım, kırıldım ama yeni insanlarla tanışmak, biraz sahne tozu, stüdyo havası, ünlü olma geyiği ilham sepetimi yazılacak, çizilecek doğmamış ezgilerle, çizgilerle doldurmuştu.

Yaşanan ve yaşanacak her şey büyük sanatçının katındaki kitapta yazılmıştır, çizilmiştir. O yüzden başa gelen kötü şeylere üzülüp kahrolmayın, iyi güzel şeylere de fazla sevinip şımarmayın.

İşte halkın magazini bu kadar olur. Neyse, bari bundan da bir yazı çıktı.

semihbulgur.com

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı
Kapalı