Yazılarım

Arabada fırıldak geceler

Arabalı geceler

Asfaltı sıyırıp, lastiği yakar uzaklaşırsın, arabada sabahlamak nezaretten iyidir…  Ve sonra arabada fırıldak geceler, yanar döner geceler, başlar.

Bir gece bir kaldırım kenarında arabanın buğulanmış camlarının arkasına sığınmış uyuyordum. Bir araba yanımda durdu ve rüya gibi gelen konuşmalar duymaya başlamıştım:

Arabanla yatmak!

– “Camlar buğulu amirim, 54 plaka içinde birileri olmalı, kontrol edelim.”

Saat gecenin üçüydü sesleri duyunca hemen uyandım. Kirpiğimi bile kıpırdatmadan bekliyordum. Sonra biri, el feneriyle cama yaklaştı ve içeriyi incelemeye başladı.

Korku!

Kalbim, beynimin içinde atıyordu sanki öylece korku içinde bekliyordum. Aklımdan ‘şimdi camı çalarsalar ne yaparım, derdimi anlatana kadar beni nezarete mi atarlar veya ömür boyu hapis mi?’ düşünceleri geçiyordu.

Abanın içindeki geceler!

Ama ben arabada yatan bir sanatçıydım, kimseye bir zararım yoktu ki ben işlesem işlesem düşünce suçu işlerim. Hitler de bir sanatçıymış ama ben onu cinayette geçemem.

Elinde fener olan polis:

– “Arabanın içinde kitaplar var, biri battaniyeye sarılmış uyuyor.”

– “Neyse adamın başına ekşimeyelim şimdi, uyusun uygunsuz bir şey yok, fuhuş muhuş yok hadi gidelim.” dediler ve arabaya binip uzaklaştılar.

Yine gelirler,

Gittiklerinde öyle bir rahatlamıştım ki sanki çok uyumuş gibi zinde bir şekilde hemen kalkıp kontağı çevirdim ve anında oradan uzaklaştım. Eminim biraz sonra gelip tepe gözleriyle beni tekrar kontrol ederlerdi.

Ve yollar apartmanların arasına sokulurken, ben uykunun koynuna girerken ucuz atlatılmış bir gece daha bitiyordu.

Mazotu doldur!

Bazen benzin istasyonlarına giderim şöyle en büyüğünden. Bir köşeye sığını veririm marketten bir şey alacakmış gibi bir çay içerim ve acı bir kahve. O saatlerde kahve değil zift bile içseniz uykuya olan derin hasretinizi bölemez.

Arabada İstanbul geceleri,

İşte, arabada yattığın gibi uyuyacaksın yoksa kıpırdandı mı pompacısı, büfecisi gelir tip tip bakarlar genelde bir şey demezler ama rahatsız olursun.

İstanbul geceleri

Uykusuzlar geçidi,

Uzanmışken kamyoncusu, otobüs yolcusu geçer yanınızdan, uyuyormuş gibi yaparsınız, uyumadığınızı bilirler, siz de onların sizi izlediğini bilirsiniz ve gece geçer gider…

Arabanın bir kuytununsa kafanı sıkıştırıp tavana gözlerin dikilmişken, etrafında birilerinin dolaşması çok rahatsız edicidir ve o sesler istasyona girip çıkan arabaların sesleri, tıkırtılar, konuşmalar ve sen saklanırsın.

Bazen bir bağırtı kopar, feryat figan topuklu ayakkabı sesleri, kafatasına batar gibi yaklaşmaktadır. Çığlık çığlığa koşan iki travesti gelip senin arabanın arkasına saklanır.

Koşturan kalp,

Kalbin göğsünden çıkacakmış gibi atmaya başlar. Korkunç böğürtülerle arkalarından gelen iş ortakları veya müşterileri küfür kıyamet onların peşindedir. Arabaya tutunurken tırnaklarının gıcırtısı gelir kulaklarına.

Arabada fırıldak geceler!

Kalkıp kontağı çevirip gazlamak istersin. Ama sarhoş ağızlarından kustukları küfürlü gürültüden korkarsın. Sonra uzun bekleyiş biter.

Topuklu, kürklü erkekler küfürler ederek uzaklaşırlar, biraz nefes alırsın ama uyku yok. Artık sabah olmak üzeredir herhangi bir yerde sızarsın ve bir gece daha biter. Devam edecek…

{ “Son Cariye” adlı kitabımdaki “Arabalı Sokak Çocuğu Fatima” adlı öykümden alıntılar ( 21 ) }

semihbulgur.com

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı
Kapalı